** ANA MENÜ **
** KATEGORİLERİM**
**ARKADAŞ BANNERLERİ **
**ARKADAŞLARIM **
**BLOG SAYAÇLARI**
**BLOGCUYA UYARLAMA**
Credits

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Büke, yaşlı ve çocuklar dışında ateşin düşürülmemesini öneriyor. Şöyle diyor;
'*65 yaş üzerindeki kalp akciğer rahatsızlığı olan kişilerde, küçük çocuklarda, hamile kadınlarda ateşi düşürelim. Ama sağlıklı olup grip olanlarda ateşi düşürmememiz lazım. Ateş insana rahatsızlık veriyor, metabolizmayı hızlandırıyor, kalp atışlarını artırıyor, ama bunun yanında virüslerin ölümüne yol açıyor ve vücudun direncinde önemli işlev görüyor, bir çeşit savunma mekanizması gibi işliyor.
*Vücut 41 dereceye kadar dayanır, 4 saat kadar 42 dereceye dayanır. Mesela ben grip olduğumda ateşimi daha da yükseltirim ve 5-6 saat içinde bu iş biter. Eskilerin hastayı ''terletme'' metodunun mantığı da budur zaten.
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=211015&page=2

Japonya'da geçtiğimiz hafta pazartesi başlayan ve 22 bin sağlık çalışanına uygulanan domuz gribi (H1N1)aşısının yan etkilerini belirten 4 günlük bir anket Japonya Sağlık ve Çalışma Bakanlığı tarafından yayınladı.
Türkiye'de domuz gribi vakaları artıyor
22 bin doktor ve hemşire üzerinde uygulanmaya başlanan domuz gribi aşısından (H1N1) 67 kişi olumsuz etkilendi. 7 kişide ciddi şekilde kusma ve bilinç kaybı, 3 kişide hafif şekilde kusma ve bilinç kaybı gözlendi. 25 kişi yeni aşı olması sebebiyle hafif şekilde etkilendiği belirtildi. Geri kalan 32 kişinin ise gıda ve ilaçlara alerjisi olduğu veya alerjik astım olduğu için etkilendiği belirtildi. Kasım ayında tüm Japonya'ya dağıtılması düşünülen domuz gribi aşısının (H1N1) yan etkilerinin belirlenmesi
için yapılan bu anketin çok önemli olduğu belirtiliyor.
http://haber.mynet.com/detay/dunya/domuz-gribi-asisinin-yan-etki
Belirtiler normal insan gribi belirtilerine benzer veİnsandan insana nasıl bulaşır?
Hastalığa yakalanmamak için ne yapmak gerekir?
Seyahat eden kişilere DSÖ neler tavsiye etmektedir?
Tedavisi var mı?
Çocuklarda acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
• Hızlı nefes alma ya da solunum güçlüğü
• Mavimsi cilt rengi
• Yeterince sıvı alamama
• Uyanamama ya da uyaranlara cevap verememe
• Huzursuzluk
• Grip benzeri semptomlara ek olarak ateş ve şiddetli öksürük
• Döküntü
Yetişkinlerde acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
• Solunum güçlüğü veya nefes darlığı
• Göğüs ya da karın içinde ağrı veya basınç
• Ani baş dönmesi
• Konfüzyon
• Şiddetli bulantı ve kusma
|
Eğer her şeyi anımsayacak olsaydık, hiçbir şeyi anımsamayacak kadar hasta olmamız gerekirdi. W. James |
Okulda matematik öğrenmek için binlerce saatimi harcadım. Binlerce saatimi dil ve edebiyat öğrenmeye verdim. Binlerce saatim Fen bilgisi, Coğrafya ve Tarih derslerine gitti. Sonra kendi kendime sordum: Ben belleğimin nasıl çalıştığını öğrenebilmek için acaba kaç saatimi ayırdım? Her gün kitapları okuyup, notlar tutarken kullandığım gözlerimin nasıl görev yaptığını öğrenmek için acaba ne kadar zaman harcadım?
Öğrenmeyi nasıl gerçekleştirdiğimi bilmek için kaç saat ders aldım? Beynimin nasıl çalıştığını öğrenebilmek için kaç saatimi verdim? Nasıl düşündüğümü, nasıl hatırladığımı, düşüncenin yapısını, onun bedenime etkisini öğrenebilmek için neleri feda ettim? Cevabım: Bu amaçlar için tek bir saat bile harcamadım, bu konuda hiçbir çaba göstermedim ve hiçbir fedakarlık yapmadım, oldu.
Başka bir ifadeyle beynimi en iyi nasıl kullanacağımı şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Üniversiteyi bitirdikten sonra, bir gün büyük bir kütüphaneye gittim ve görevliye “beynimi nasıl kullanacağım”la ilgili bir kitap olup olmadığını sordum. Görevli bana “Tıp kitapları üst katta.” dedi. Ben beynimi çıkarmak istemediğimi, onu kullanmak istediğimi söyledim. O da bana: Şey, o konuda kütüphanemizde hiçbir kitap yok!, dedi. Yüz binlerce kitabın olduğu bir kütüphanede en değerli organımızı nasıl kullanabileceğimizle ilgili tek bir kitap bile yoktu. O halde ben bir tane yazmalıyım dedim ve yazdım
Tony Buzan
Formula 1 yarışlarını hiç izlediniz mi? Dar virajları olan bir yarış pistinde dahi 280 km hızla yol alabilen Formula 1 otomobilleri, araba kullanmayı bilmeyen birinin elinde sıradan bir araç olmaktan öte bir anlam taşıyabilir mi?
En kısa zamanda hedefe ulaşmayı mümkün kılacak süratte ve donanımda bir aracınız olduğunu, ancak bu aracı en yüksek performansta nasıl kullanabileceğinizi bilmediğinizi varsayalım. Bu şartlarda yarışı kaçıncı olarak bitirebileceğinizi tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek! Böylesi bir sorunla karşılaşmamak için yapmanız gereken ilk şeylerden birisi aracınızın donanımını tanımak ve neler yapabileceğini görmektir. İşte belleğimizi de Formula 1 otomobili gibi düşünebiliriz. Eğer bu mükemmel aracın direksiyonuna onu nasıl kullanacağınızı bilmeden geçerseniz, bırakın sıralamaya girmeyi yarışı bitirmekte bile zorlanabilirsiniz.
Beyninizin Çalışma Yöntemini Keşfedin
Gelin şimdi bu mükemmel aracı tanıyalım. Yarışı önlerde bitirmek için ne tür özelliklere sahip olduğunu ve onu daha etkin kullanabilmek için neler yapmak gerektiğini inceleyelim.
Sınava hazırlanırken bilgi; öğrenme, hafızada tutma ve hatırlama süreci beyin fonksiyonlarının karşılıklı bir işleyişini gerektirmektedir.
Bu süreci anlamanız bazı bilgilerin belleğimizde neden daha kolay ve daha kalıcı olurken neden bazılarının saman alevi gibi yanıp gittiğini anlamanızı sağlayacaktır.
Hepimiz çevreden gelen birçok uyarıcının bombardımanı altındayız adeta. Kuş cıvıltısı, güneşin yakıcı sıcaklığı, sabah işe gitmek için bindiğimiz araçtaki insanların hal ve hareketleri, bir çiçek kokusu vb. daha sayamayacağımız birçok duyusal veri. Çevreden gelen bu uyarıcıların kısa süreli belleğe aktarılması dikkat ve algısal süreçler yoluyla meydana gelmektedir. İşte bu noktadan sonra bir duyu verisinin bellekteki macerası da başlamaktadır.
Bellek, kısa ve uzun süreli bellek olmak üzere iki temel kısıma ayrılmaktadır:
a. Kısa Süreli Bellek
Kısa süreli bellek, birkaç saniye ya da birkaç dakika hatırlanmaya ihtiyaç duyulan türden bilgilerin işlendiği kısımdır. Başka bir ifadeyle, bilgilerin kısa bir süreliğine akılda tutulduğu bellektir.
Kısa süreli belleğin işleyişini bilgisayarlarla ilgili bir örnek vererek açıklayalım: Bilgisayarlar temel olarak RAM ve uzun süreli bellek olmak üzere iki aşamalı bir süreçte çalışan bir donanıma sahiptir. Bilgisayarın beyni olarak nitelenebilecek işlemcinin, üzerinde çalıştığı veriler (bilgiler) kaydedilinceye kadar RAM’de tutulur. İşlemci bu veriler ile (bilgi) işini bitirince, RAM’deki verileri uzun süreli bellek olan diske aktarır. Başka bir ifadeyle, üzerinde çalışılan bilgiler “Kaydet” komutuyla uzun süreli belleğe yazılır.
Bilgisayar örneğinde olduğu gibi, biz de bir şey okurken ya da dinlerken okuduklarımızı ya da dinlediklerimizi kısa bir süre için bu bellekte tutarız. Daha sonra bu bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması gerekiyorsa bu genellikle iki şekilde meydana gelmektedir: Tekrar ve kodlama
Bir bilgi yeterli sıklıkta tekrarlanırsa uzun süreli belleğe geçer. Kodlamada ise, uzun süreli bellekte varolan bilgi ile kısa süreli bellekteki bilgi ilişkilendirilerek transfer edilir. Bu sayede yeni bilgiler birey için anlamlı bir yapıya kavuşmuş olur.
b. Uzun Süreli Bellek
Uzun süreli bellek, beynin aktarılmış bilgileri uzunca bir süre depoladığı ve ihtiyaç duyulduğunda da geri çağırdığı kısımdır. Uzun süreli bellek tüm bildiklerimizin bir toplamıdır ve kapasite sınırı belli değildir. Uzun süreli bellek, kahvenin nasıl yapıldığı gibi rutin bir işten tutun da bir matematik probleminin hangi yöntemle ve hangi aşamalardan geçilerek çözülebileceğine kadar karmaşık bir süreci içerir.
Kısa süreli belleğin oluşması, beyindeki birtakım fiziksel değişimlerle meydana geldiği için kalıcı değildir; buna karşılık uzun süreli belleğin kapasitesi sınırsızdır ve beyindeki kimyasal değişimlere dayandığı için daha kalıcıdır.
Düşünme işlemi kısa süreli belleğin gerek duyduğu bilgileri uzun süreli bellekten çağırmasıyla gerçekleşir. Bu işlem gerçekleşirken kısa süreli bellekteki bilgiler aktif, uzun süreli bellekteki bilgiler ise edilgen bir biçimde durur. Bu nedenle kısa süreli bellekteki bir bilgi anında hatırlanabilir. Ancak uzun süreli bellekteki bir bilginin hatırlanabilmesi bilginin belleğe depolanma biçimine bağlıdır. Eğer bilgiler iyi örgütlenmişse daha kısa sürede hatırlanır. Örgütlenmemiş bilgilerin hatırlanması ise daha uzun sürmektedir.
Şimdi birazda belleğin yeni bir bilgiyle ilk kez karşılaştığında bilgiyi nasıl işlediğini ve depoladığını, ihtiyaç duyulduğunda da bilgiyi nasıl çağırdığını görelim.
Hafıza, beyindeki “nöron” adı verilen sinir hücrelerinin birbirleri arasında bağlantı kurması (sinaps) esasına dayanır. Bir sinir hücresi, bir hücre gövdesinden ve çekirdekten, bu gövdeye başka hücrelerden bilgi taşıyan çok sayıda dendrid ve nöronda toplanan bilgileri başka nöronlara aktaran tek bir akson’dan meydana gelir.
Dendrid'lerin üzerinde başka nöronların aksonlarının değdiği “sinaptik aralık” adı verilen bir boşluk vardır ki, bu boşluk çeşitli biyokimyasal ve biyoelektrik olayların meydana geldiği, öğrenme ve davranış açısından çok önemli bir yerdir.
Öğrenmenin temelini oluşturan sinapslar nöronların birbirleriyle iletişim kurması, birbirleriyle haberleşmesi olarak da düşünülebilir.
Çok çalışıyorum ama bir türlü puanlarım yükselmiyor dediğiniz hiç oldu mu? Eğer bunu dile getiriyorsanız bilmelisiniz ki, hafızanızda kayıtlı olan önceki bilgiler ne kadar azsa, yeni öğrendiğiniz bilgilerle önceki bilgilerinizin birbiriyle iletişim kurması ve bunları kaydetmesi de o kadar fazla zaman alacaktır.
Bir konuyu iyi öğrenmiş olabilirsiniz; günün birinde o konuyla ilgili bir problem çözerken küçük bir ayrıntıyı hatırlamakta zorlanmış ve o soruyu çözememiş olabilirsiniz. Ya da bir şeyi hatırlamaya çalışırken “dilimin ucunda” dediğiniz anlar da olmuştur. Peki, bunun nedenini hiç düşündünüz mü?
Bu durumun sebebi nöron adı verilen sinir hücrelerinin yüksek derecede bir uzmanlaşmayla çalışma esasına dayanmasında yatmaktadır. Bir araba fabrikasında çalışan işçilerin durumunu düşünün. Her bir işçi, işin ancak çok küçük bir bölümünü üstlenmektedir.
Her bir işçi nöron işin ancak çok küçük bir kısmı üzerinde uzmanlaşmakta ve diğer işçi nöronlarla işin kalan kısmını paylaşarak bilgileri hatırlamamızı sağlamaktadırlar.
Eğer ki işçi nöronlardan bazılarının görevini yerine getirmesi bir şekilde bozucu bir etkiye maruz kalırsa (tekrar etmeme, aşırı yorgunluk, uykusuzluk v.b) arabanın (yani bilginin) meydana gelmesi ertelenecektir. İşte bir bilgi bütününü tanımlayan nöronlardan bazılarının görevlerini yerine getirememeleri ya da birbirleriyle haberleşememeleri “Ben bunu biliyorum, dilimin ucunda ama bir türlü çıkartamıyorum.” dememize sebep olmaktadır.
Şimdi sıra geldi belleğin birbiriyle ilişkili olan üç aşamasını tanımaya:
1. Öğrenme aşaması: Bilgilerin duyu organları tarafından alınıp algılanması ve birtakım işlemlerden geçtikten sonra yorumlanarak hafızaya aktarılması aşamasıdır.
Peki, bir bilgiyi öğrendiğimizi nasıl anlayabiliriz? Bunun için belli başlı kriterler mevcuttur. Bunlar;
· Üzerinde kafa yorduğumuz bilgileri notlarınıza bakmadan kendi cümlelerinizle ifade edebiliyor ya da anlatabiliyorsanız,
· O bilgilerle ilgili soruları cevaplandırabiliyor ya da o bilgilerin kullanılmasını gerektiren problemleri çözebiliyorsanız, öğrenme meydana gelmiş demektir.
Peki, öğrenme aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?
· Öğrenmeye çalıştığınız konuya merakla yaklaşın. Merak çalıştığınız dersin zor ayrıntılarını zahmetsizce hatırlamanızı sağlayacaktır. Merak, dikkati yapılan işe yöneltir ve düşünceyi canlı tutar. Merak edilen bir konunun öğrenilmesi kolaylaşır, öğrenilenlerin hafızada tutulmasını sağlar.
· Başka bir ifadeyle ilgi ve merakla yaklaştığınız bir derse, dikkatinizi verirsiniz ve onu anlamak istersiniz. Anlamak ise bir dersi öğrenmenin ve hafızada tutmanın en iyi yollarından birisidir.
· Çalıştığınız konuya yüzeysel bir şekilde anlayacak kadar çalışmakla yetinmeyin. Biraz daha fazla çalışmayı deneyin.
· Öğrenme aşamasında fazladan çalışma (örneğin 1 saat çalışmak yerine 1.30 saat çalışmak) öğrenilen bilginin hafızada tutulma ve unutulmama yüzdesini artırmaktadır (Örneğin 1 saat çalışıldığında bir sonraki gün o bilginin hatırlanma yüzdesi % 70 iken 1.30 saat çalışma durumunda % 90 olabilmektedir).
Peki bir konuyu öğrenmek için çaba sarf ederken, çalışmayı ve öğrenmeyi nasıl zevkli hale getirebiliriz?
a.Eğer bir derse karşı önyargılı yaklaşıyorsanız (X dersini sevmiyorum ya da Y dersine çalışmaktan hoşlanmıyorum), öncelikle bu derse karşı duygu ve düşüncelerinizi yeniden gözden geçirmelisiniz. Çoğunlukla bu tür nitelemeler öğrencinin dersi anlama ve başarılı olma konusunda zorlanmasından kaynaklanır. Yoksa dersin hakikaten “sevimsiz” bir ders olmasından kaynaklanmaz. Bu durumda yapmanız gereken şey, dersin üzerine eğilme kararlılığını göstermektir.
b.Anlamakta zorlandığınız konuları bilgi ve anlayış düzeyinize daha uygun olan konu anlatımlı kitap ya da dergilerden takip etmelisiniz. Ayrıca soru çözerken de buna dikkat etmeli, bilgi seviyenizi kat kat aşan soruları ileriki zamanlara bırakmalısınız. Önce basit düzeydeki kaynaklardan çalışmalı sonra da daha zor olan kaynaklara geçmelisiniz.
c.Zorlandığınız konularda o derste daha başarılı olan ya da o dersi daha iyi kavrayan bir arkadaşınızla birlikte çalışmanız konuyu daha iyi anlamanızı sağlayabilir. Böylesi bir çalışma özellikle sorulan soruları yapmakta zorlandığınızda ya da “sevmediğiniz” bir dersi öğrenmeye çalışırken oldukça faydalıdır. Zira insan anlaştığı bir arkadaşıyla bu tür bir dersi çalışırken o kadar sıkılmaz.
Ders çalışma isteğinin gelmesini beklemek yerine, öncelikle masanın başına oturmalı ve bunun için kendinizi zorlamalısınız. İnsan her zaman istekli bir şekilde çalışma masasının başına oturmaz; belki de çoğu zaman bir zorlamanın etkisiyle çalışır. Daha açık ifade edersek, çalışma isteği anlama işi gerçekleştirildikten sonra ortaya çıkacak bir ruh halidir.
2. Hafızada tutma aşaması:
Öğrenilen bilgilerin, öğrenmenin tamamlandığı ve hafızaya geçirildiği andan, hatırlama anına kadar hafızada tutulmasıdır. Hafızayı, bir kütüphaneye benzetirsek, birinci aşama olan öğrenme (kısa süreli belleğin verileri işlemesi) yeni alınan kitapların kütüphaneye girmesini; ikinci aşama olan hafızada tutma ise (işlenen bilgilerin uzun süreli hafızaya kaydedilerek aktarılması), kitapların bir okurun talepte bulunma anına kadar kütüphanede durmasıdır.
Peki, hafızada tutma aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?
Yeni öğrenilmiş bilgilerin unutulmasına karşı alınacak önlemlerin başında, bilgileri düzenli bir şekilde tekrar etmek gelir. Tekrarlar, unutmaya karşı direnci artırır. Dersin verildiği gün tekrarlanan bir bilgi, zihinde çok daha büyük bir iz bırakır. Bu da başarılı olmayı sağlayan çok önemli bir kazançtır.
Tekrarlar yapılırken bilinçli ve planlı bir sıra gözetilmelidir. Şöyle ki: Bilgilerimiz öğrenmeden sonraki ilk 20 dakikadan başlayarak, bir saat, sekiz saat, yirmi dört saat sonraki ve 31 güne kadarki unutma eğrisi aşağıdaki grafikte gösterilmiştir. Dolayısıyla unutmaya karşı girişilen ilk tekrar unutmanın düşmeye başladığı noktadan, yani 40 dakikalık bir öğrenme seansından sonra yapılmalıdır. İkinci tekrar yaklaşık olarak 24 saat sonra, üçüncü tekrar 1 hafta sonra ve dördüncü tekrar da bir ay sonra yapılmalıdır. Böylece unutma son derece yavaş olacaktır.
Öğrenmede tekrarın önemini bir örnekle açıklayalım. Bir kum yığını düşünün: Yığının tepesinden bir kova su dökersek (ki her yeni bilgi, bizim için nöronların oluşması demektir), su tepenin eteklerine doğru kendine yol açarak akar. Fazla vakit geçirmeden tepedeki aynı yere bir kova daha su dökersek (ki önceki bilgilerle sonraki bilgiler birbirleriyle bağlantı kurduğunda bilgi kalıcı hale gelir), bu ikinci su birincisinin açtığı oluklar boyunca akar gider. Bu hatırlama olayını temsil eder. İlk kanallar açıldıktan sonra, uzun süre ikinci su dökülmezse kanallar kapanır. Bu da unutmadır.
Yapılması gereken şeylerden biri de, o konuda daha sonra öğrenilen bilgileri daha öncekilerle ilişkilendirmektir.
· Öğrenilen bilgilerin bir arkadaşa anlatılması ya da o konu üzerinde onunla tartışmak da hafızayı kuvvetlendiren faktörlerden birisidir.
· İyi bir gece uykusu hafızanın güçlenmesi için birebirdir. Çeşitli araştırmalar insanların bilgiyi edindikten sonra uyurlarsa öğrenilenleri daha kolay hatırladıklarını göstermiştir. Bu, öğrenmeden sonra uyunduğunda nöronlar arasındaki bağların güçlendiği anlamına gelmektedir.
· Bir bilgiyi hatırlarken zorluk çekmenin bir nedeni de ders dinlerken ya da çalışırken dikkatin yapılan öğrenme faaliyetine yoğunlaştırılmamasıdır. Bunu bir örnekle açıklayalım. Bir futbol maçını kameraman olarak canlı bağlantıyla onbinlerce insana ilettiğinizi düşünün. Profesyonel bir kameramandan beklenen, rakip takımlardaki futbolcuların topa sahip olma mücadelesini en iyi açıyla aktarmasıdır. Ancak siz tutar da aynı anda hem tribünlerdeki seyircileri hem de futbolcuların topu alma mücadelelerini çekmeye çalışırsanız topa sahip olma mücadelesi anında yaşananları çekemeyebilirsiniz.
Çünkü kameranın merceğinin belli bir anda sadece bir görüş alanı mevcuttur. İki alan arasında gidip gelebilirsiniz; ama sonuç onların her birinden sadece parça görüntüler; yani bilgiler yakalamanızla sonuçlanacaktır.
3. Bulup çıkarma (hatırlama) aşaması:
Öğrenilenlerin üzerinden zaman geçtikten sonra ihtiyaç halinde bilgilerin hatırlanmasıdır. Kütüphane benzetmesinde öğrenme aşamasını kitapların kütüphaneye girişine, hafızada tutmayı da kitapları kütüphanede muhafaza etmeye benzetmiştik. Bulup çıkarma aşaması da bir okurun isteği üzerine kütüphaneden ilgili kitabın bulunup çıkarılmasını simgelemektedir.
Hiç iyi bildiğiniz ama sınavda bir türlü hatırlayamadığınız bilgiler oldu mu? Dahası bu bilgileri sınavdan çıktıktan sonra hatırladığınız oldu mu? Ne kadar can sıkıcı bir durum değil mi? Bilgiyi hatırlayamama hatırlanacak içeriğin hafızada olmaması yüzünden değil, o anda bilgiye ulaşılamadığı içindir. Bunun sebepleri şöyle sıralanabilir:
· Hafızaya kaydedilen bilgilerin ihtiyaç anında zihin kütüphanemizde bulunmasını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmemesi.
· Bir örnek vermek gerekirse, kitapların rasgele raflara konulduğu bir kütüphanede, görevlinin bir okurun istediği kitabı bulabilmesi için bütün kütüphaneyi taraması gerektiği halde, kitapların yazarlarının, yayınevinin, basıldığı yılın, hangi konu içerisinde anıldığının, kaç sayfa olduğunun tespit edilerek tasnif edildiği ve birbiriyle ilgili kitapların bir araya konulduğu bir kütüphanede arama, deponun belli bir yerinde yapılır.
· Zihnin o anda içinde bulunduğu koşullar. Sınav anındaki telaş, stres ve heyecan muhakeme gücünüzü zayıflatır ve hafızadaki bulup çıkarma işlemini bozar.
· Sınav sorusunun ifade ediliş şekli. Öğrencinin birbirinden farklı soru tiplerinden çözmemesi sınav anında istenen bilginin ne olduğunun anlaşılamamasını, dolayısıyla anlam verilemeyen soruyu çözmek için gereken bilginin bulup çıkarılamamasını beraberinde getirmektedir.
Bu ve benzeri sebepler yüzünden sınav bittikten sonra “Ben bu soruyu nasıl yapamadım.”, “Yolda sınav kitapçığını incelerken soruyu çözdüm.” demeniz sizi şaşırtmayacaktır. Artık bu olumsuz durumun nedenini biliyorsunuz.
Peki bulup çıkarma (hatırlama) aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?
Belleğin hatırlamasına yardımcı olan beş ana faktör vardır. Öncelikle bunlara bir göz atalım:
· Öncelik: Olayların ortasından ziyade başlangıçlarını ve bir olayın tekrarlarından çok o olayın ilk oluşunu anımsarız. Bu yüzden öğrenme sürenizi öncelik ve yakınlık etkilerinin azami ölçüde olacağı, öğrenme sırasında ortadaki sarkmanın asgariye indirileceği şekilde organize edin.
· Yenilik/Yakınlık: Zaman olarak daha yakın bir tarihte olanları daha kolay hatırlarız. Gerçek yaşamdan örnekleyecek olursak, dünü önceki günden daha iyi, önceki günü ondan önceki günden daha iyi anımsarız.
· Bağlantı: Birbiriyle bağlantısı olan şeyler bağlantısı olmayanlardan daha iyi hatırlanır. Bu yüzden düşünerek ve anlayarak öğrenin. Anlama, bilgileri birbirine bağlar. Hafızanın bir bilgiyi hatırlamada zorluk çektiği durumlarda muhakeme gücünüz yardımınıza koşar ve konular arasındaki mantıksal ilişkiler aracılığıyla aradığınız bilgiye ulaşmanız daha kolay olur.
· Göze çarpıcılık: Üzerinde çalıştığınız konuyu tuhaf, sıra dışı, abartılı veya göze çarpan herhangi bir şeyle destekleyin. Unutmayın, beyin “sıradan ilişkileri” dikkate almayabilir.
· Tekrar: Öğrendiğiniz bilgileri belirli periyotlarla tekrar edin. Çünkü bir bilgiyi ne kadar sık hatırlarsanız, o bilgiye ihtiyaç duyduğunuz başka bir anda zihninizin onu bulması o kadar kolay olur.
Beynin ilk ve son şeylerin daha iyi hatırlandığını bilmek, herhangi bir konuyu öğrenirken oldukça yararlıdır; çünkü hatırlamayı artıracak şekilde zamanı düzenlemeye yardım eder. Örneğin, ara vermeden dört saat çalışırsanız, kendinize yalnızca tek öncelik ve tek yakınlık durumu tanımış olursunuz, anımsama öncelik ve yakınlık durumlarının ortasına sarkar. Dört saati daha çok sayıda birime bölerseniz daha çok “ilk ve son” durumları yaratılır ve sonuçta da hatırlamada artış olur. Araştırmalar en ideal ders çalışma süresinin, konunun zorluğuna ve ilgi düzeyinize bağlı olarak, 20 ila 40 dakika arasında olması gerektiğini göstermiştir.
İngilizce konuşmayı sağlamak için geliştirilen yöntemle artık herkes kısa sürede İngilizce konuşabilecek.
Uygulanmakta olan İngilizce eğitim metodunun konuşturmayı geliştirmede yetersiz kaldığını gören Callan Method İngilizce konuşmayı geliştiriyor.
Easygo Education eğitim danışmanlarından Çiler Umsu ile bu yeni metodu ve ingilizce eğitimi ile ilgili görüştük.
• Kaç farklı şekilde ingilizce öğrenme metodu vardır. Callan Method nedir, alışılagelmiş ingilizce metodlardan ne farkı var?
İngilizce öğrenmenin bir çok yolu var, fakat 50 yıldır en yaygın kullanılan iki sistem bulunmaktadır. Birincisi ‘’klasik sistem’’ dediğimiz genel olarak kurslarda ve okullarda uygulanan sistemdir. Diğeri ise Ingilizce konuşturmada en başarılı yöntem olarak da kabul edilen ‘’ Callan Method’’dur.
• Callan Metodun sağladığı avantajlar neler?
'Anadil Yöntemi' de denilen bu yöntem ile isteyen herkes en kısa sürede İngilizce konuşabilir. İnsanlar anadillerini gramer öğrenerek değil; duyarak, konuşarak öğrenirler.
Bu metot ile gramer ve kelime bilgisi, konuşma pratiği yaparak öğreniliyor. Böylece, öğrenciler, İngilizce konuşma korkusunu önce psikolojik olarak gideriyorlar sonra bunu alışkanlık haline getiriyorlar.
• Callan Metodun nasıl uygulandığını kısaca anlatır mısınız?
Bu yöntemde aynen küçük bir çocuğun yeni konuşmayı öğrenmesi gibi önce kısa cümleler duyması ve konuşması sağlanır. Üzerinde uzun yıllar çalışılarak hazırlanmış özel soru- cevap formatında ilerleyen Callan Method ile kelimeler defalarca tekrarlanır. Bu sorular gitgide daha uzun ve daha zor cümlelere dönüşerek zamanla otomatik olarak cevap verilmeye başlanır. Böylece artık kafalarda formül kurmadan ve gramer düşünülmeden, otomatik olarak İngilizce konuşulmaya başlanır.
• 3 Ayda öğrencinin geleceği noktayı nasıl tarif ediyorsunuz?
Bizim 3 aylık eğitim programımıza (2+1) katılan İngilizce seviyesi başlangıç düzeyinde olan birisinin elde edeceği İngilizce kapasitesi genel İngilizce’nin %60-70 kadardır. bu da günlük ve ticari hayatta kendi işlerinizi kendiniz yapabilecek kadar İngilizce konuşabiliyorsunuz demektir.
• Verdiğiniz eğitim ile ilgili bir garanti ve uluslararası bir sertifika sağlıyor musunuz?
Uluslararası ‘’Callan Method Sertifikası’’ veriyoruz. Ayrıca, 160 saat kursumuza katılan bir kişinin, Cambridge Üniversitesinin First Certificate sınavını geçmesini garanti ediyoruz.
• Dünya çapında bu metodu uygulayan üniversite ve şirketlerden örnek verebilirmisiniz.
IBM, FIAT, PHİLİPS, OLİVETTİ v.b. birçok uluslararası büyük firma personeline İngilizce eğitimini Callan Method ile verdiği için Callan Method ile anlaşması bulunmaktadır. Ayrıca ülkelerin istihbarat servislerinin İngilizce’ yi öğretmede Callan Method’ u tercih ettikleri bilinmektedir. Türkiye’de biz de Easygo olarak, farklı sektördeki birçok firmaya İngilizce eğitim hizmeti vermekteyiz.
• Türkiye’deki ingilizce eğitimi konusunda temel sorunlar nelerdir?
Türkiye'de İngilizce eğitiminde iki kavram birbirine karışmış durumdadır: Öğrenme ve konuşup-anlama. Öğrenme işi kısa zamanda gerçekleşebilir ki bu sadece gramer ve kelime bilgisidir, fakat bir dil için bunları biliyor olmak yeterli değildir, en önemlisi bunları kullanmak yani konuşabilmek ve anlayabilmek. Bunları geliştirmek içinse çok pratik yapıp devamlı tekrar etmek gerekir, çünkü bu öğrendiklerimizin iyice beynimize yerleşmesi gerekmektedir. Bunun içinde zaman gereklidir.
Yani kısa zamanda (örneğin; 1 hafta-1 ay v.b.) İngilizce konuşturduğunu iddia eden kurslar (tabi bir kaç basit cümle haricinde) ne kadar yoğun ve ne kadar hızlı eğitim verirlerse versinler zaman kavramını ortadan kaldırdıkları için bu dediklerini başarmaları (konuşma ve anlama bakımından) imkansızdır. Bununla beraber Klasik sistem ile eğitim veren kurslara da isterseniz 2-3 yıl gidin yeterli konuşma pratiği yapamadığınızdan İngilizce konuşmanızda ciddi bir gelişme olmamaktadır.
• Öğrencilere İngilizce öğrenmek için günlük hayatlarında neler tavsiye ediyorsunuz?
1. Kendi İngilizce seviyelerine uygun İngilizce kitaplar okumalarını,
2. Başlangıçta İngilizce alt yazılı film ve tv seyretmeleri daha sonra İngilizce anlamaları geliştikçe alt yazı olmadan seyretmeye devam etmeleri,
3. Konuşma pratiği yapabilecekleri yabancı birini bulmaları, yoksa internet üzerinden arkadaşlar edinerek onlarla yazışmalarını,
• Belirli bir seviyeye gelmiş bir kişinin İngilizceyi unutmaması için önerileriniz nelerdir?
Yapılacak en iyi şey kitap okumak, tv seyretmek ve haftada 1-2 saat yabancı birisi ile konuşma pratik yapmak.
• Ülkemizde 2. bir yabancı dil bilme oranı ne durumda ve 2. dil öğrenme konusunda talep artıyor mu?
Dünyanın değişen yapısına göre çince, ispanyolca gibi diller önem kazanmakta bu dilleri ikinci dil olarak bilen kişiler iş yerleştirmelerinde tercih edilmekteler. Ama yinede İngilizce dünyanın heryerinde geçerli dil olma özelliğini uzun yıllar koruyacak gibi görünmekte.
• İngilizce eğitim sektörünü nasıl bulunuyorsunuz?
• Sektörde çok fazla eğitim veren kurs bulunmakta buda öğrencilerin kafasını karıştırmakta.
Bu konudaki tavsiyemiz öğrenciler herhangi bir kursa kayıt yaptırmak isterlerse en fazla 1 aylık kayıt yaptırmaları eğer daha sonra gerçekten istedikleri eğitimi aldıklarını düşünürlerse kursa devam etmeleri. Çünkü birçok kurs ilk başta birçok vaatlerde bulunabiliyor ve öğrencilerin gözlerini boyayabiliyorlar ve sonunda bu vaat ettiklerini yerine getiremediklerinden öğrenciler memnun kalmayabiliyor. Sektörde yaşanan en büyük sorunda bu Öğrenciler ilk başta kursun parasını birkaç ay-kur peşin ödediklerinden (ki bu durum birtakım kampanyalarla cazip hale getiriliyor) sonradan eğitimden hoşnut olmayıp ayrılmak istediklerinde ödedikleri paraları veya verdikleri senetleri geri alamayabiliyorlar. O yüzden hangi kurs olursa olsun ilk başta 1 aylık kayıt yaptırmakta yarar var.
• En çok hangi sektörlerden talep alıyorsunuz şirketlerin personeline dil konusunda yatırımları artıyor mu?
Çoğunlukla Finans-Banka, İlaç, Tekstil, Logistik, Teknoloji ve yabancı ortaklı firma çalışanlarından talep olmakta. İngilizcenin önemi gün geçtikçe artmakta, firmalarda bunun bilincinde ve ona göre çalışanlarına İngilizce eğitimi konusunda daha duyarlılar.
• İnternetin ingilizce öğrenmeye katkıları var mı?
Tabi ki İnternet’te İngilizce eğitim sitelerinden öğrencilerimiz gramer ve kelime bilgilerini geliştirebilirler ve İnternet üzerinden diğer ülkelerden arkadaşlıklar kurularak onlarla konuşma pratiği yapabilirler. İnteraktif olarak konuşma dersleri yapılabilinse de etkisi canlısı gibi olmayabiliyor.
http://www.internettekiokul.com/index.php/ders-calisma-teknikleri/989-ingilizce-
Matematik, öğrenciler açısından tam bir 'fobi' niteliğinde. Rakamlar ve formülleri korku filminden çıkmış gibi izleyen çoğu öğrenci birçok sınavda aslında çok basit olan 4 işlemi bile yapamıyor. Peki matematiğin 'kâbus' haline gelmesine hangi önyargılar yol açıyor?
Öğrencilerin geçmişten günümüze matematik dersinde zorlandıkları inkâr edilemez bir gerçek. Acaba matematik gerçekten başarılı olmanın imkânsız olduğu bir ders mi? Kesinlikle değil. Her insanın farklı ilgi alanları ve farklı yetenekleri vardır. Bir öğrencinin matematiğe karşı ilgisi ve yeteneği fazla olmayabilir, sosyal alanlara, yabancı bir dile, spora veya müziğe karşı daha yetenekli olabilir mesela. Fakat bütün bunlar matematiğin hiç olmazsa belli bir oranda başarılamayacağı anlamına gelmiyor. Ülkemizde maalesef matematiğe karşı önyargılarımız bir hayli fazla. İsterseniz bu önyargıları ve önyargılarımızın gerçeklik düzeyini kontrol edelim:
Matematik dersi zor bir derstir!
Matematik dersi acaba gerçekten zor mu yoksa biz mi zorlaştırıyoruz? Genellikle matematik dersinde anlatılan konular o an sınıfın büyük çoğunluğu tarafından anlaşılır. Öğretmen konunun anlaşılıp anlaşılmadığını test etmek amacıyla sınıfa sorular sorar, sınıftaki birçok öğrenci bu soruları cevaplar. Fakat ne olursa bundan sonra olur. Ders biter, kitap ve defterler kaldırılır, bir daha ancak gelecek haftaki derste yeniden açılır. Öğrenildiği 'sanılan' bilgi de tekrar edilmediği için bir hafta içinde kolayca unutulur. Öğrenci öğrendiğini sandığı konuların bir haftalık süre içinde unutulduğunu görünce hayal kırıklığı yaşar. Bu da 'matematik zordur!' önyargısının oluşmasına neden olur.
Çalışsak da başarılı olamayız!
Birçok öğrenci, derslere sınavlardan bir iki gün öncesinden başlayıp yüksek bir tempoyla geceli gündüzlü çalışır. Fakat bu haftalardan beri yığılmış konuları kavramaya yetmez. Hele bu ders sistemli ve planlı çalışmayı gerektiren matematik dersi olunca, son iki üç günlük çalışmamız bizi maalesef sonuca ulaştırmaz. Yapılan diğer bir yanlışlık da matematik dersine kalem oynatmadan yani problemleri yazarak çözmeden çalışmaktır. Problemlerin çözüm yollarının kavranılmasında ve işlem çözme hızının artırılmasında yazarak çalışmak son derece önemlidir.
Sadece çok zekiler başarabilir!
Tabii ki matematiğe ilgi ve yeteneği olan öğrenciler, matematiğe ilgisi ve yeteneği daha az olanlardan biraz daha başarılı olabilir; fakat başta da belirttiğim gibi matematiğe çok fazla ilgi ve yeteneğiniz olmasa da sistemli ve düzenli çalışmak sizi de başarıya ulaştıracaktır.
Matematik dersi sıkıcıdır!
Bulmaca çözmek sıkıcı mıdır? Eğer bulmacadaki soruları cevaplayabiliyorsanız gayet eğlencelidir. Normalde matematik dersi eğlencelidir. Bir matematik problemini çözdüğünüzde başarma duygusunu hissedersiniz; fakat yukarıda belirttiğimiz çalışma şartlarını yerine getirmeyen arkadaşlar, bir bulmacayı çözemeyince sıkıldığı gibi matematikten de sıkılacaklardır.
Matematikçiler felakettir!
Böyle bir genelleme yapmak sanırım son derece yanlış. İyi, kötü öğretmen kavramı bütün branşlar için geçerli bir kavramdır. Genellikle matematik derslerinde başarı düzeyi düşük olduğu için matematik öğretmenleri üzerinde böyle haksız bir etiketin varlığı söz konusu olabilir. Haksızlık etmeden önce matematiğin hakkını vermeye çalışmak gerekiyor.
http://www.internettekiokul.com/index.php/ders-calisma-teknikleri/991-matematik-
2009-2010 eğitim öğretim yılı, 18 Haziran 2010 Cuma günü sona erecek. 2009-2010 eğitim-öğretim yılının ilk dönemi, 22 Ocak 2010 Cuma günü sona erecek. Yarıyıl tatili, 25 Ocak-5 Şubat arasında yapılacak. İkinci dönem, 8 Şubat Pazartesi günü başlayacak ve 18 Haziran 2010′da yaz tatiline girilecek.
Çalışma takvimi, bu tarihler dikkate alınarak, ”Milli Eğitim Bakanlığı Örgün ve Yaygın Eğitim Kurumlarının Çalışma Takvimi” örneği esaslarına göre, valiliklerce düzenlenecek.
2010-2011 eğitim-öğretim yılının da 13 Eylül Pazartesi günü başlaması kararlaştırıldı

Yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen ve Büyük Patlama ortamının yaratılacağı Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nı (BHÇ) 14 ay aradan sonra yeniden çalıştıran bilim adamları, denemenin ilk aşamasının başarılı olduğunu belirttiler.
Deneyi yürüten Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinden (ANAM-European Organization for Nuclear Research/Cern) yapılan açıklamada, ilk proton ışın hüzmesinin sorunsuz ve öngörülenden daha önce dünyanın en büyük atom çarpıştırıcısında yol aldığı belirtildi.
Saat yönünde yol alan bir proton demetinin TSİ 23.00'da gönderildiği kaydedilen açıklamada, bunun 2010'da ilk sonuçları beklenen deneyin önemli bir aşaması olduğu bildirildi.
Merkezi Cenevre'de bulunan Cern yetkilileri, başta Cumartesi sabahı yapmayı planladıkları denemeyi öne alarak, ilk parçacık yüklemelerinin tatmin edici olmasının ardından, ışın demetlerinin birkaç dakika dolaşmasına karar verdiler.
Cern Genel Müdürü Rolf Heuer, ışın demetlerinin BHÇ'de dolaştığını görmenin harika olduğunu belirterek, "Fizik yapmaya başlayabilmek için daha çok yolumuz var, ama çalıştırmak büyük bir adım" dedi.
Bir hafta içinde yapılması beklenen bir sonraki aşamanın düşük enerjili çarpıştırma olacağını ifade eden Cern, daha sonra ışın demetlerinin, gelecek yıl 7 teraelektronvolt (TeV-her bir ışın demeti 3,5 TeV, BHÇ'nin en büyük rakibi ABD'nin Chicago kentindeki Fermilab'dakinin 3,5 katı) şiddetinde çarpışmalarına hazırlık için enerjilerinin arttırılacağını bildirdi.
Deney sırasında tünel boyunca ayrı yönlerde iki proton hüzmesi verilecek. İlk kez gözlenecek bu deneyde ışın demetleri ayrı istikametlerde, ışık hızına yakın bir süratle halka şeklindeki tünelde yol alacak. Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışmasının ardından bilim adamları, kozmosun doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor.
Bir mikrosaniye sürecek çarpışmada, temel element parçacıkları, atom çekirdeklerini oluşturmak için birleşmeye başlamadan önceki Büyük Patlama anındaki koşulların oluşturulması öngörülüyor.
Bilim adamları çarpışma sırasında özellikle teorik fizikteki kütle mantığının temelini oluşturan veya kara maddenin neden yapıldığını anlamaya yarayacak Higgs parçacığı (Tanrı parçacığı) diye adlandırılan parçacıkların varlığının kanıtlarını görmeyi umuyorlar.
14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama ortamını yaratmayı amaçlayan 10 milyar dolar değerindeki Hadron Çarpıştırıcısı, ilk geçen yıl çalıştırılmış, ancak bir ton helyumun tünele sızmasına yol açan elektrik bağlantısı arızası yüzünden sistem kapatılmıştı.
Bu ay başında da bir kuşun düşürdüğü ekmek parçası veya kırıntılarının BHÇ'de "küçük" bir ısınmaya yol açan kısa devreye neden olduğu belirtilerek, bunun üzerine sistemin kendini kapattığı açıklanmıştı.
Ankara- Sigaraya karşı geliştirilen NicWAX aşısı, alışkanlık yaratan zevk hissinin önüne geçmek için tütündeki nikotinin beyne gitmesini önlüyor. Aşı, nikotinin kandan beyne geçmesini, nikotin moleküllerine bağlanan antikorlar üreterek engelliyor.
Daily Telegraph'ın haberine göre, yapılan denemeler, aşının daha önce sigarayı bırakmaya çalıştıktan sonra yeniden başlayan insanların sayısını yarıya indirebileceğini gösterdi.
Başarılı olması halinde aşının dünya çapında milyonlarca insanın sigara yüzünden ölmesinin önüne geçebileceği belirtiliyor.
Halen sigaraya karşı birçok ürün bulunuyor, ancak bunların ilelebet sigarayı bırakmada sağladığı başarı farklılık gösteriyor. Amerikan Akciğer Birliği'nin verilerine göre, tiryakilerin bir yıl içinde sigaraya yeniden başlama oranı yüzde 90 dolayında bulunuyor.